16 Kasım 2016 Çarşamba

İSTANBUL'UN TARİHİ LOKANTALARI

İstanbul, yüzyıllar hatta binyıllar boyunca medeniyetlerin beşiği olmuş kozmopolit bir kent. Bu da, şehrin kültürel açıdan olduğu kadar yeme-içme açısından da “doyurucu” olmasını sağlıyor. Birçok farklı medeniyete ve mutfağa ev sahipliği yapan İstanbul’un yemek kültürünü tek bir kategori altında incelememiz olanaksız. 

Fast-food’dan balığa, et ürünlerinden pideye birçok lezzet, farklı ustaların ellerinde kuşaktan kuşağa şekillenerek rafineleşmiş durumda. Aslına bakarsanız, bugün İstanbul’un neresinde bir şeyler yerseniz yiyin, bu tarihi birikimin esintilerini hissedebilirsiniz. 

Ancak bazı “kült” mekânlar, bu şehrin adeta birer bayrak direği haline gelmiş durumdalar. Sizlerle, İstanbul’un en seçkin 10 tarihi lokantasını paylaşmak istedik. Gelin hep birlikte, şehrin nadide lezzetlerini yakından tanıyalım.



İstiklal Caddesi’nin Ağa Camii sokağında bulunan Hacı Abdullah lokantası, Osmanlı’nın yalnızca mutfağının değil, aynı zamanda işletme modelinin de harika bir örneği. Zira “ahilik” teşkilatının devamı olan lokanta, babadan oğula değil, “ustadan çırağa” devredilerek gelmiş bugünlere. Mekânın müdavimleri arasında hem Recep Tayyip Erdoğan’ın hem de Mustafa Alabora’nın oluşu, damak tadı ve lezzet olgusunun siyaset üstü konumunu gösteriyor.






1912 yılında Develi ailesi tarafından Antep’te kurulan bu mekân, İstanbul’un efsaneleri arasında yer alıyor. Sayısız ödülü bulunan Develi’nin birçok şubesi bulunsa da, Samatya’da bulunan ve İkinci Bahar dizisindeki “Vakkas’ın kebapçısı” olarak tanıdığımız tarihi lokantayı mutlaka ziyaret etmenizi öneriyoruz.
Develi’nin klasikleşmiş lezzetleri arasında katmer, etli çiğköfte ve küşleme bulunuyor. Antep’ten getirilen yöresel lezzetler ve sızma zeytinyağı, paket olarak da satışa sunuluyor. Yöresel meze çeşitleri ile de dikkat çeken Develi’nin şaşlık kebabı ise son dönemin kasap konseptli mekânlarına ders verecek nitelikte. Develi Samatya’nın salonu biraz küçük olduğundan, gitmeden rezervasyon yaptırmalısınız. Katmer, çiğ köfte ve küşleme üçlüsü için toplamda 61 TL ödemeniz gerekiyor.

1920 yılında Mehmet Seracettin Efendi tarafından kurulan Tarihi Sultanahmet Köftecisi’ni bugün dördüncü kuşak işletiyor. Yüz yıla yakın süre içerisinde Sultanahmet Köftesi Türkiye’nin en çok taklit edilen markası haline gelmiş. Ancak bugüne kadar yediğimiz Sultanahmet köftelerinin hiçbiri, burada en iyi et ve rafine edilmemiş tuz ile üretilen, hiçbir baharat katılmayan lezzet toplarının yanına yaklaşamıyor.
Tarihi Sultanahmet Köftecisi’nde ızgara köftenin yanında yalnızca acı sos ve biber turşusu sunuluyor. Köftenizin yanına piyaz ve ayran almanızı öneriyoruz. Pilavı köfteleri kadar iddialı olmasa da, kuzu şiş oldukça başarılı.  İstanbul’un diğer tarihi lokantalarına göre uygun fiyatlar sunan mekânda bir porsiyon köfte için 15 TL ödemeniz gerekiyor

1923 yılından beri Karaköy’deki Grifin Han’ın en üst katında hizmet veren Tarihi Karaköy Balıkçısı, Patrikhane’den Selimiye’ye, Süleymaniye’den Haydarpaşa’ya uzanan bir “İstanbul Panoraması” sunuyor. Mekânın küçük porsiyonları ve yüksek fiyatları çok eleştirilse de, özellikle balık çorbası, kağıtta levrek ve kabak tatlısı seçenekleri manzaraya yaraşır nitelikte.
Yerli ve yabancı basın tarafından sayısız ödüle layık görülen Tarihi Karaköy Balıkçısı’nın mezeleri de oldukça iddialı. Lakerda ve hamsi kuşu mekânın popüler mezeleri arasında yer alıyor ve kalabalık akşamlarda hızla tükeniyor. İstanbul’a gelen yabancı misafir ve iş ortaklarının ağırlanması için en popüler mekân olan Grifin’de şarap dahil bir akşam yemeği için yaklaşık 100-130 TL ödemeniz gerekecek.

1945’ten günümüze kurucusu Beyti Güler tarafından işletilen ve artık bir kebap ismi haline gelmiş olan Beyti, başbakanlardan krallara, film yıldızlarından çevre esnafa herkesin gözdesi olan bir mekân. “Etin en iyi piştiği yer” sloganının hakkını sonuna kadar veren restoranın etleri halen Beyti Güler tarafından seçiliyor ve geleneksel yöntemlerle dinlendirilip terbiye ediliyor.
Giriş kısmı müze şeklinde dekore edilen ve tarihin kasvetini hissettiren çizgileri ile başlı başına bir tecrübe sunan Beyti’nin bir kebapçıdan ziyade “et lokantası” olduğunu söyleyebiliriz. Ancak bu yüksek kalite için, yüksek fiyatları göze almanız gerekiyor. Kuzu etinin en yumuşak yerine kaburga yağı sarılarak oluşturulan Beyti Kebap için 72 TL’den sunuluyor.

Ülke geneline yayılan ünü ve Girit’in tarihi meze kültürünü başarıyla yanstıması nedeniyle seçtiğimiz bu restoran, Girit’li bir ailenin kızı olan Ayşe Şensılay tarafından kurulmuş ve işletiliyor. Şensılay’ın Girit’te restoran işleten büyük dedesinin mirası, geniş meze yelpazesinde hayat buluyor.
Giritli’de restorana giriş yaptığınız anda masanıza çeşit çeşit mezeler gelmeye başlıyor. Bazı mezeler minik birer “tadımlık” boyutunda olsalar da otlu börek, kalamar tava ve ahtapot ızgara gibi seçenekler birer öğün niteliğinde. Mezeler ilerledikçe mevsimlik balıklar servis ediliyor ve sona doğru portakallı helva ve ev yapımı kızılcık likörü ile ilerleniyor. Tüm bunlar için, sınırsız yerli içki de dâhil olarak 115 TL ödemeniz gerekiyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme